KUSUR KİMDE?

KUSUR KİMDE

Eğer sen kardeşinde bir ayıp görüyorsan o, sende bulunan ayıbın aksinden ibarettir. Alem de işte böyle ayna gibidir. “Mümin müminin aynasıdır.” (Hadis-i Şerif) Sen o ayıbı kendinden uzaklaştır. Çünkü ondan duyduğun üzüntü, kendinden duymuş olduğun üzüntüdür. Ondan incindiğin zaman kendinden incini…yorsun.
Bir fili sulamak için, çeşmenin başına getirdiler. Fil, kendini suda görüp ürktü. Fakat başkasından ürktüğünü sanıyor ve kendinden ürktüğünü bilmiyordu. İşte kötülük, kin, kıskançlık, hırs, merhametsizlik, büyüklenme gibi bütün kötü huylar sende olduğu zaman incinmiyorsun, fakat onları başkasında görünce ürküyor ve inciniyorsun.

MEVLANA HZ.

Yûnusça bir duanın firarisi olmak için – Senai Demirci

Yûnusça bir duanın firarisi olmak için

Ölüm beklentisinin gecesinde u/yutulmuş, yarın kaygısının zifirinde yitirilmiş bir Yûnus’um. Dünyanın ölümcül dalgaları içine atılmış bir Yûnus’um. Nefsinin daracık karnında yutulmuş bir Yûnus’um. “İlah yok ancak Sensin [Allah]” diye/bildiğimde gecenin dehşeti gidiyor, zaman ve mekân aşinam oluyor, eşya ve insan kardeşim oluyor. Eşyanın yüzüne dağılmış muhabbetlerim, zamanın uçurumlarına savrulmuş sevdalarım Bir Olan’da toplanıyor. Geleceğime mehtap doğuyor. “Seni tesbih ederim; Sen kusurdan münezzehsin, hikmetsiz iş yapmaktan sonsuz uzaksın” diye/bildiğimde, varlığımı eksilten, kalbimi ezen, tenimi yaralayan dünya dalgaları sakinleşiyor. Rabbimin aziz misafiri olarak görüyorum kendimi. Denizim mavileşiyor. “Ben zalimlerden oldum” diye/bildiğimde, nefsimin karnından çekip alıyorum kendimi. Yalanların ağzına düşmüş nefesimi geri çekiyorum. Kendimi temize çıkarmaya çalışarak kirlettiğim benliğimi aklıyorum. Her yanlışımda kendimi haklı görmekle düştüğüm hata kuyularından pişmanlığımın ipiyle çıkabiliyorum. Karnına düştüğüm balık beni sahile çıkarıyor. Günahlarımın dikenlerinden pişmanlık gülü açıyor. Terk ettiğim kötülükleri, sırf terk ettim diye hesabıma iyilik olarak yazdırabiliyorum. Kusurlarımdan utancım yüzünden rahmetin kapısına gözü yaşlı, boynu bükük bir kul bırakıyorum. Yûnusça bir duanın gölgesinde dinleniyorum, kurtuluyorum.

”Eşşek Sesi” Senai Demirci

baktığım yere bakmadığımı sanarak bakışımı O’ndan kaçırdığımı sanıyorum. Oysa, baktığım yere benden önce bakan O. bakışıma da baktığını unutarak bakışımla kaçamak yaptığımı sanıyorum. Oysa, baktığım şeye bakarken, bakışıma da bakan O. “Gözler O’nu[n gözleri de, gözlerin bakışını da, gözlerin baktığını da, bakmak isteyişini de gördüğünü] görmez ama O gözleri[n baktıklarını da, bakışını da, bakmak isteyişini de] görür.” (Bk. En’am, 103)
“Eşşek Sesi”

Anlamsız sözler vurduğunda kulağına, gürültüye gidiyorsa huzurun… Bir işgal huysuzluğu yaşatıyorsa sana kimi konuşmaların davetsiz misafir gibi yanı başına kadar sokulması… Dinlemeye değmez bildiklerin inatla doluşuyorsa odana… Gürültün var demek ki… ‘Gürültü’nün karşılığında ‘gereksiz sesler’ yazar lügatler. 

Öyleyse, sana dünyanın en gürültücü adamını haber vereyim mi? Sözü alçak olduğu halde, sesini yükseltir o? İçi boş sözleriyle her boşluğu doldurur. Dedikleri bir tutamcık anlamın elinden bile tutmazken, ipini koparmış boğa gibi sesiyle her duvarı yıkar, her kulağa rastgele toslar. Sese dökülmeyi hak edecek en ufak bir değeri yokken, başka her sesi bastırıp üste çıkan lakırdılar yuvarlanır ağzından. Hiç fayda vaad etmeyen arsız otlar gibi girer araya sözleriyle. Meyveye duracak hayırlı fısıltıların tohumlarını itiverir toprağından. İçinde baharlar barındıran samimi hitap çiçeklerine gün yüzü göstermemecesine abanır uğursuz gölgesiyle. Haklı olan tüm sesleri silercesine yürür yeryüzünde. Haksızlığını yüceltir, yükseltir. Küstah bir heykel gibi ayakları altında ezmeye yeltenir diri sözleri. Ellerini kırar savunma için uzatılan her cümlenin. İki yakasını dağıtır hakkı hatırlatmak için açılan itiraz parantezlerinin. 
Gürültüdür işte. 
Gürültü anlamsızdır. Birisinin hatasını onu hiç ilgilendirmeyenlere, hatasını düzeltme niyeti olmayanlara duyurmak da öyle.
Gürültü faydasızdır. Kişinin hatasını yüzüne söylemekten kaçınıp ardından söylemek de öyle. Faydası yok kimseye. Ne konuşana, ne konuşanı dinleyene, ne de hakkında konuşulana. 
Gürültü haksızdır. Orada olmadığı için susanın sırf susmasını fırsat bilerek konuşmak da öyle. Konuşması gerekenin konuşamamasını fırsat bilir. Ezer, susturur çığlığını. 
Gürültü insafsızdır. Kendini savunacak dili olmayanın, itiraz için ses çıkaramayacak olanın suçlanması da öyle. 
Gürültü zulümdür. Ortamda olmadığı için sesini çıkaramayanın, sözünü duyuramayanın aleyhinde sesini yükseltmek de öyle. Başka sesleri güzel de olsa duyurmaz. Başka sözleri haklı da olsa işittirmez.
Gürültü işgalcidir. Başka seslere izin vermez. Başka sözlere yer vermez. Hakkında konuşulanın suskunluğu yüzünden konuşanın ses etmesi de öyle.
Gürültü kaba sabadır. Bir kişinin gıyabında hatalarını sayıp döken, kime ne kadar anlatacağını, kimlerin yanında susup kimlerin yanında konuşacağını bilmeyen de öyle. Susacağı yeri bilmez. Ortaya çıkışı zamansız; yükselip alçalması yersizdir. Kimler hakkında konuşulup kimler hakkında konuşulamayacağı konusunda ölçüsü yoktur. 
Gürültü orantısız ve dengesizdir. Dinlemeni hak etmediği halde dinlemeni isteyen de öyle. Kulak verecek kıymette olmadığı halde, teklifsiz kulağına gelen sesler de öyle. Sözü alçaktır, sesi yüksektir.
Gürültü, eşek sesi gibidir. Duyulmaya en az değen odur ama en çok o duyulur.
Bak işte, “seslerin en çirkini eşek sesidir.” diye can kulağımıza fısıldıyor Rabb-i Rahimimiz. (Bk. Lokman Sûresi). Çünkü içeriksiz olduğu halde her yeri doldurur. Bir şey söylemeye niyetli olmadığı halde her kulağa yetişir.
İçi alçak olduğu halde sesi yükseltilen her söz “eşek sesi” hükmündedir. Hak ettiğinden fazla sesi olan her söz, bir tür ?anırma? yerine geçer.

Gürültücüdür her gıybetçi.
Dahası, “seslerin en çirkini”ni insan ağzıyla icra etmektedir.
Eşekten eşek sesi çıkarması beklenir; bunun için ayıplanmaz hiçbir eşek. 
Asıl ayıp insanın insana yakışır ses çıkarmamasıdır.

Dördüncü Afet Münakaşa ve Mücadele İmam Gazali Dil Belası-05

Üçüncü Afet Batıla Dalmak İmam Gazali Dil Belası-04

İkinci Afet Fuzuli Konuşmak İmam Gazali Dil Belası-03

Birinci Afet Malayani Konuşmak İmam Gazali Dil Belası-02

Dilin Tehlikesinin Büyüklüğü ve Susmanın Fazileti – İmam Gazali Dil Belası-01

Dua okumakla fakirlikten kurtulmak

Dua okumakla fakirlikten kurtulmak
Sual: (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur?
CEVAP
Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hazret-i Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hazret-i Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu.

Rızık için endişe etmemeli! Kur’an-ı kerimde, (Her canlının rızkı Allah’a aittir) buyuruldu. (Hud 6) Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(En güzel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.) [Nesai]

(İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.) [Deylemi]

(Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.)
[İsfehani]

(Çalışıp kazanmak her müslümana farzdır.) [Taberani]

(Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hale düşüren 70 şeye muhtaç olur.)
[Tirmizi]

(Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak cihaddır.) [İ.Asakir]

(İhtiyacını halka açan, ihtiyaçtan kurtulamaz. Allah’a arz eden, ihtiyaçtan kurtulur.) [Hakim]

Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o dua kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için dua eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Çalışmak rızkı artırmaz. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ömrüm uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin!) [İ. Ahmed]

(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]

(Allah korkusunu sermaye edinen, rızka ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Kur’an-ı kerimde,
“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir” buyuruldu.) [Talak 2, 3 - Taberani]

(Eve girerken
“İhlas” suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T.Kurtubi]

(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere
“La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]

(Günde yüz kere,
La ilahe illallah, el-melikül hakkul mübin, Muhammedün Resulullah, sadikul vâdil emin diyen, fakirleşmez, zenginleşir, kabirde kendisine yoldaş olur, Cennetin kapısını da açmış olur.) [Hatib]

(Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!)
[Hatib]  (Hamd; “Elhamdülillah”, İstiğfar; “Estağfirullah” demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır.)

Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Nuh suresinden şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu:
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]

İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir: (Kendisinden başka ilâh bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]

Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agnini bi fadlike ammen sivâke) duasını okumalı.

Hadis-i şerifte, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyuruldu. Al-i imran suresinin 26. âyeti okunduktan sonra, şu dua okunur: Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu’ti minhümâ mâ teşâü ve temne’u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hakim)

Her türlü tedbire rağmen, zengin olamayan da, haline şükretmeli, fakirliğe sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte (Fakirlik, dünyada kusur ise de, ahirette süstür) buyuruldu. Bir kişi “Ya Resulallah! Vallahi seni seviyorum” dedi, bunu üç kere tekrar etti. Resulullah efendimiz, ona (Beni seven, fakirlik için bir zırh hazırlasın. Çünkü beni sevene fakirlik, dağın tepesinden inen selden daha süratli gelir) buyurdu.

Mal ne kadar çok olursa hesabı vardır, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(O gün, size verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz.) [Tekasür 8]

Sual:
Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramdan Ebu Ümâme hazretlerine, dertten ve borçtan kurtulması için öğrettiği bir dua varmış. O dua nasıl?
CEVAP
Eshab-ı kiramdan, Ebu Said Hudri hazretleri anlatıyor:
Resulullah efendimiz, bir gün, mescide girdi ve Ensar’dan Ebu Ümâme’ye rastladı ve kendisine, (Yâ Ebâ Ümâme! Ne diye, namaz vaktinin dışında seni mescitte oturur halde görüyorum?) diye sordu. Ebû Umâme, (Beni saran dertler ve borçlar yüzünden yâ Resûlallah) dedi. Resulullah, (Sana bir duâ öğreteyim, bunu okuduğun zaman, Allah derdine devâ verir, borcunu ödettirir. Sabah ve akşam bu duâyı oku) buyurdu. Dua şöyledir:

(Allahümme innî eûzü bike minel-hemmi vel-hazen ve eûzü bike minel-aczi vel-kesel ve eûzü bike minel-cübni vel-buhl ve eûzü bike min galebetid-deyni ve kahrir-ricâl.)
[Yâ Rabbi, kederden, dertten, âcizlikten, tembellikten, korkudan, cimrilikten, borcumu ödeyememekten ve insanların kahrından sana sığınırım!]

Ebû Umâme hazretleri buyurdu ki:
(Bunu okudum, Allahü teâlâ, derdimi giderdi, borcumu da ödetti.) [Ebu Davud]

 
 

NEFSİN MERTEBELERİ

NEFSİN MERTEBELERİ

 

Emr Alemi‘nden rabbanî bir lâtife olan insanî nefs , sıfatlarına göre farklı isimler alır. Hayvanî nefsin tesirinden uzaklaştıkça sıfatı değişir, mertebesi de yükselir. Nihayet tamamen billurlaşıp Rabbi‘ne vasıl olur.

İnsan, aşağıda ismi geçen mertebelerden sadece birinde olabilir. Üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir. Bu mertebe ve isimleri sırasıyla görelim:

Nefs-i Emmâre: Kötü his ve huyları, çirkin vasıfları barındırır. Şehvet düşkünü hayvanî nefsin hükmü altında olmakla, hayvanların yoluna girmiştir. Kötü işleri güzel görür. Hesap ve ahiret derdi yoktur. Sadece keyfini düşünür.

Bu nefsin eserinden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah‘ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” buyrulmuştur. Kur‘an-ı Kerim‘de Hz. Yusuf a.s.‘ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .

Bu nefsin bütün huyları bir kişide toplanırsa, o kişi şeytanların mertebesine düşer. Nefs -i emmarenin sahibi, ya fasık , ya münafık ya da kâfirdir. İtikadı düzeltmek, samimi tevbe ve terbiye ile tedavi olur. Tezkiye edilmezse, cehennem ateşiyle temizlenmesi kaçınılmazdır.

Nefs-i Levvâme: Kendini kınayan, kötüleyen, azarlayan nefstir . Nitekim Allahu Tealâ : “ Nefs -i Levvâme‘ye (kendini kınayan nefse) yemin olsun ki” ( Kıyame , 2) buyurmuştur.

Bu nefs sahibi, günah işlediğinde pişman olup tevbe eder, kendisini kınar, yapmamak için karar verir. Fakat günah önüne gelince duramaz, yine içine düşer. Sonra pişman olur. İyilik ve kötülük arasında gider gelir.

Kendini beğenme, çekişme, gizli riya, makam ve şehvet tutkusu gibi nefs-i emmârenin bazı vasıfları bu mertebede de bulunur. Fakat nefs hakkı hak; batılı batıl görür. Yine bilir ki, bu sıfatlarla huzurdan uzaktır. Fakat onlardan kurtulamıyor.

Hali muhabbet, gidişi tarikat, mahalli Kalp‘tir. Alemi Berzah Alemi‘dir. Nefsiyle mücahedede sabit olursa Misal Alemi‘dir. Uykuyla uyanıklık arasında –genellikle oturma halinde- Misal Alemi‘nden bir çok manalar temessül eder. Bu mertebede nefs ve şeytan birleşip vesveseyle kalbe saldırırlar. Tedavisi rabıta ve zikirdir.

Nefs-i Mülhime: Allahu Tealâ nefsin isyan ve itaatini vasıtasız ilham ettiği için bu makamda nefsin adı mülhime olmuştur. Nitekim Kur‘an‘da : “Sonra da o nefse isyan ve itaati ilham edene yemin ederim” (Şems, 8) buyrulmuştur .

Nefs, tevbe, zikir, rabıta ve mücahedeyle günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulunca, ilham ve feyiz almaya kabiliyet kazanır. Devamlı olarak kâmil mürşidden kalbine ilhamlar gelir. Bu mertebede hayvanî nefs tamamen ıslah olur. Haramdan kaçar, hayırlara koşar.

Alemi Ruhlar Alemi, mahalli Ruh‘tur. Ruhunda ilâhi aşk ateşi parlamaya başlar. İlim, tevazu, yumuşaklık, kanaat, mertlik, sabır, belaya tahammül gibi, güzel hasletler belirir. Visal rüzgarları esmeye başlar. Fakat şeytan ona açık ve bariz bir şekilde saldırmaya başlar . Kendini ve amellerini beğendirir, insanları küçük ve değersiz gösterir, ümitsizliğe düşürür, Allah‘ın azabına karşı ona emniyet hissi verir. Bu makamda mürşidin himmeti olmazsa tehlikeye düşebilir.

Nefs-i Mutmainne: Cenab -ı Mevlâ‘nın “Ey tatmin olmuş Nefs” (Fecr , 27) hitabıyla ıstıraptan kurtulup huzura eren nefstir . Her türlü şek ve şüpheden temizlenip rahatlamış, ayne‘l – yakîne ve kâmil imana ulaşmıştır. Kötü huylardan tamamen pak olmuş, fenalıklara arzusu kalmamıştır. Seyri, Allah ile gerçekleşmiş (seyr-i meallah), velilik mertebesine ulaşmıştır. Alemi, Muhammedî Hakikat, mahalli Sır‘dır. Manevi tecellilerin mazharıdır . Sıfatları, tevekkül, incelik, cömertlik, yumuşaklık, güler yüz, tatlı dil, kusurları bağışlama, hamd, şükür, müşahede, teslimiyet ve rızadır.

Nefs-i Râdiyye: İster bela, ister sefa, Allah‘ın bütün fiillerinden razı olan, O‘ndan başka her şeyi gözünden silip atan ve sadece Rabbi‘nin rızasına nazarını diken nefstir . Bu nefse: “Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön” ( Fecr , 28) kelâmıyla hitab edilmiştir. Seyri Allah‘tadır ( Seyr -i fillâh ). Alemi Lâhut (Ruhanîler) Alemi; mahalli, Sırrın Sırrı‘dır. Beşerî sıfatlardan büsbütün yok olmakla fenâya varmıştır. Fakat bu makama varanlar arif değil, velidirler. O yüzden başkasını irşad edemezler. Şeytan onların şeklinde başkalarının rüyalarına girip yoldan çıkarabilir.

Nefs-i Mardıyye: Allahu Tealâ‘nın razı olduğu nefstir . Ariflerin makamıdır. Bekabillâh burada tahakkuk eder. Muhtaç olduğu ilimleri bütünüyle alıp, mana aleminden bu görünen madde alemine dönmüştür. Dış itibariyle diğer insanlardan ayırdedilmez . Fakat iç itibariyle bütün cisimleri altına çevirecek bir tılsım gibidir. Kendine lütfedilen marifet bilgisinden dünya halkına ikram eder. İlâhi bilgi dairesinin mahremidir. Onun müşahedesine yabancı bir diyar yoktur. Kendisine üfürülen ruh ile görür, bilir. Sesini uzaklardan işittirir. Mürşidinden izin almak kaydıyla irşadı sahihtir. Bunların kıyafetinde şeytan başkasının rüyasına giremez. Seyri Allah‘tan (Seyr-i anillâh )‘dır. Alemi şu görünen maddi alem, mahalli Hafâ‘dır .

Nefs-i Kâmile: Seçkin, saf, tertemiz nefstir . Allah‘ın en seçkin dostları olan Gavs ve Kutupların makamıdır. Seyirleri Allah‘ladır (Seyr-i billâh). Alemleri; kesrette (çoklukta) vahdet, vahdette kesrettir. Mahalleri Ahfâ‘dır . Önceki bütün nefislerin güzel vasıflarını üzerinde toplamışlardır. Her halleri ibadet ve zikirdir. Bir an Allah‘tan gafil olmazlar. Onların muradı Allah‘ın murad ettiği şeydir. Rızaları da öfkeleri de Mevlâ iledir. Allah için olan işleri yaparlar. Bunun için çevrenin ayıplaması ve çekiştirmesinden ürkmezler.

Cenab-ı Hak onlarla alemlere ikramda bulunur, belaları def eder. Saliklerin gönüllerinde onlar sayesinde haller zuhur eder. Allah‘ın emirlerine riayet edenleri kendi öz çocuklarından çok severler. Ama herkese merhamet ve şefkatle bakarlar. İnsanların kusurlarına bakmazlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.

Pak ve tertemiz yüzleri huzur ve aydınlık saçar. Onları görenler Allah‘a yönelirler. Mübarek yüzlerine edeple bakmak bile ibadettir. İnce ve lâtif sözleri katıksız hikmet bilgisidir. Gayet ince, zarif, yumuşak ve alçak gönüllülükle telkinde bulunurlar. Sıradan bir nazarları dahi dünya ve içindekilerden üstündür.

Bu dünyada onların kapısında bulunmaktan daha büyük devlet ne olabilir? Onlar olmadan bunca sarp yollar nasıl aşılır?

 

http://www.zehirliok.com/klm/nefsin-mertebeleri.html